18 Ağustos 2009 Salı
Gizlice Ne Mutlu Türküm Diyene yazıları Siliniyor !
‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazısını sildiler
Van’ın Bahçesaray ilçesindeki Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk kimliği vurgusu yapan anlamlı sözünün yerine ’Önce Vatan’ sloganı yazıldı
Fatih Çekirge’nin Hürriyet Gazetesi’ndeki yazısı, Güneydoğu’da bir gerçeği ortaya çıkardı. Sözde Kürt açılımının tartışıldığı şu günlerde ilk açılım dağlarda yapılmış. Van’ın Bahçesaray ilçesi yakınlarında bir tepenin yamacındaki Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün sözü olan “Ne mutlu Türküm diyene” sözü silinmiş. Yerine “Önce Vatan” sloganı yazılmış.
Bir yaşlı anlatıyor
Çekirge’nin yazısından, değişikliğin bölge milletvekilleri ve ileri gelenlerin isteği ile yerine getirildiği anlaşıyor. Yazıda Fatih Çekirge, konuyu Bahçesaray Festivali nedeniyle katıldığı bir yemekte yanında oturan bir yaşlının, kendisine anlattığına yer veriyor. Adını vermediği köylü, Çekirge’ye, “Biliyor musun devlet artık makul... Devlet şefkati geliyor...” diyor. Eliyle dağdaki ’Önce Vatan’yazısını gösterirken yine fısıldıyor: “Bak şu dağdaki yazının yerinde daha önce ” Ne Mutlu Türk’üm diyene “ yazıyordu...” Bu olay sayesinde yaşlının kafasındaki devlet eski özelliklerini (yazıda belirtilmemiş) bir anda kaybediyor. “Makul” oluyor, “devlet şefkati” geliyor. Bu sevindirici ve çok önemli gelişmeyi de ilçesine gelen bir gazeteciyle paylaşmayı bir görev biliyor.
Yazıda, köylünün düşüncesinin bu şekilde değişmesine neden olan tek bir olay anlatılıyor. Dağın yamacındaki “Ne mutlu Türküm diyene” yazısının silinmesi. Yerine de “Önce Vatan” yazılması. Çekirge, yazısında köylünün, bu şekilde sevinip, mutlu olmasına devlet hakkındaki düşüncelerinin değişmesine neden olacak başka ekonomik, sosyal ya da kültürel hiç bir gelişmeden bahsetmiyor. Bir köylünün anlatımına göre: Çekirge gelişmeyi şöyle aktarıyor:
Yanlış anlaşılır
“Bölgenin milletvekilleri, ileri gelenleri devlete demişler ki; ’Kimsenin bu sözle bir sorunu yok. Ama hassasiyetleri biliyorsunuz. Bu hassasiyetler üzerinden yapılan propagandayı biliyorsunuz. Şimdi ben Kürdüm diyen insanların önüne ‘Ne mutlu Türk’üm diye yazarsanız bu yanlış anlaşılır... Bunu kullananlar çıkar.”
Gelişmeyi önemsiyor
Çekirge, gelişmeyi şöyle yorumluyor: “Bu uyarılar makul gelmiş. Ve o dağa ” Önce Vatan “ diye yazılmış...İşte ben bu gelişmeyi önemsiyorum... Elbette ” Ne mutlu Türk’üm Diyene “ yazısı beni rahatsız etmez... Çünkü ben bu sözü, bir Irk’ın böbürlenmesi ya da kendisini diğerlerine üstün görmesi olarak algılamıyorum. Ben bu sözü, bu topraklarda yaşayan insanların kendisini bir millet olarak bu isimle tanımlaması olarak düşünüyorum”
Haber: Salim YAVAŞOĞLU
15 Ağustos 2009 Cumartesi
Türk askerleri yoksa ölümsüz mü
Bir Yunan askeri, Kocatepe’yi Türk jetlerinin yanlışlıkla batırması gibi Rumların da Yunan uçaklarını vurduğunu söyleyip, kendilerini en çok ‘dehşete düşüren’ anılarını da şöyle özetliyor: “Çoğunun tüfeği omzunda, namlusu aşağı bakıyordu. Bilemiyorum subayları Türk askerlerine ne demişti, sanki gezmeye çıkmış gibiydiler. Biri düşüyor arkasından başkası çıkıyordu. Türk askerleri bitmek bilmiyordu.”
KİTAPTAN bir paragraf: “Tamam Türkler, Kocatepe muhribini Yunan muhribi Lesvos sanıp batırdılar. Ancak Kıbrıslı Rumlar da, Lefkoşa Havaalanı’nı korurken, öğle vakti paraşütçüler indirip Kıbrıs üzerinde cirit atan Türk uçaklarını vuracakları yerde, karanlıkta bir güzel Yunan uçaklarını vurdular. İki-üç uçağı yaraladılar, birini de düşürdüler. İçinde A. Bölüğü’nün çocukları (Yunan askerleri) vardı”: Nikos Letsis.. 1974 Kıbrıs olaylarında yeralan Yunan askeri.
Yoksa vurduğumuzu mu zannediyoruz
Atina’da piyasaya yeni sürülen avukat Vasilis Guroyiannis’in 456 sayfalık “Kırmızı ve Yeşil Hat” isimli kitabında, dönemin Kıbrıs’taki Yunan askerlerinin anlattıkları roman şeklinde okuyucuya aktırılıyor. Yunan askeri Letsis’in bir başka anısı da şöyle:
“Geri çekilmemiz emri verildi. Çoğumuz bu emirden habersizdik. Yunan subayları geri çekilmiş, buna karşı askerler hâlâ savaşıyordu. Türkler çok kalabalıktı. Hiçbir desteğe ihtiyaç duymadan üzerimize doğru geliyorlardı. Hatta bazıları silahlarını omuzlarında taşıyordu, namlular aşağı bakıyordu. Bilemiyorum subayları Türk askerlerine ne demişti, sanki gezmeye çıkmış gibiydiler. Yaklaşmalarını bekledik. Ateş açtık. Biri düşüyor arkasından başkası çıkıyordu. Türk askerleri bitmek bilmiyordu. Türk askerleri ya ölümsüzdü ya da bir şeyler içmişlerdi. Hatta bir ara, ya bizim gözlerimiz bozuk da Türk askerlerini vurduğumuzu mu zannediyoruz diye düşündüm”.
Türkler golleri atmıştı
KİTAPTA yeralan bir diğer Yunan askerinin anlattıkları ise şöyle:
“Kıbrıs’ta savaştığımı söylemekten utanıyorum. Eğer bir futbol maçına benzeteceksek, Türkiye ile Yunanistan, Kıbrıs’ta top oynayacaktı. Yunan takımı daha sahaya girmeden Türkler, bütün golleri atmışlardı”.
Bir başka Yunan askerinin anlattıkları: “Bizler Kıbrıs’ta Yunanistan’ın ayıbı idik. Cuntacı sayılıyorduk, Rumlar bizi istemiyorlardı. Sonra pek de anlamadığımız ve beklemediğimiz bir şekilde karşımızda Türkleri bulduk. Bir anda etrafımızda rahatça dolaşan tanklar ve uçaklar gördük”.
Kitapta, “Yordan” isimli bir asker şunları söylüyor: “Ayağıma iki mermi isabet etmişti. Lefkoşa havalanından hastaneye götürülecektim. Az ilerde bir Yunan uçağı duruyordu. Rum askerleri gelip baltalarla uçağı parçalamaya başladılar. Sonradan öğrendiğim kadarıyla, Türkler Girit’ten Kıbrıs’a Yunan uçağı geldiğini kanıtlamasınlar diye tahrip ediliyorlardı”.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/12281346.asp?gid=229
14 Ağustos 2009 Cuma
Sülün Osman Turizmi - Yılmaz ÖZDİL
Oldu...
Marmaris'te.
*
Tam sinekkaydı yani!
*
Esnaf, her şey dahil sistemi nedeniyle "sinek avladığını" söylüyor ama, Muğla Valiliği'nin kurduğu "Alo 179 Turizm Danışma Merkezi"ne yabancı turistlerden bu tür ihbarlar yağıyor.
*
Bodrum'daydım geçen hafta.
Pet şişe su, yerliye 1 lira.
Yabancıya 1 Euro.
Beach clup'ta 5 lira!
*
Ve, Kuşadası'na gelmişken...
Antik Efes Kenti'ndeyim.
Giriş, adam başı 20 lira.
Parayı uzattığınızda, bilet satan görevli diyor ki, "Giriş 20 lira ama, isterseniz 20 liraya Müze Kart alın, bu Müze Kart'la bir sene boyunca istediğiniz her müzeyi bedava gezin."
*
E şahane.
20 lira tek giriş parası ödeyeceğine, aynı paraya Müze Kart alıyorsun, sadece burayı değil, hepsini bedava geziyorsun, bundan iyisi Şam'da kayısı... Türk'sen çıkarıyorsun ehliyeti veya nüfus cüzdanını, yabancıysan pasaportu, evrakları dolduruyorsun, Müze Kart'ı alıyorsun.
*
Tabii evrak mevrak yüzünden bir kişinin Müze Kart alması en az 5 dakika sürüyor, kapıda 100-150 kişilik kuyruk oluşuyor... Zırt diye geçeceğin kapıdan girmen, en az yarım saat sürüyor. Hava 40 derece... Turist ıstakoz gibi oluyor. Olsun... "Bundan sonra hepsi bedava" diye düşünüyor.
*
Aldın Müze Kart'ı, girdin içeri, Efes'i gezdin, Teras Evleri'ne geldin, ki, Efes'in en önemli yeridir, o da ne? Kapıda bilet satış masası var... Çıkardın, gösterdin Müze Kart'ı, "15 lira" diyor kapıdaki görevli... Ne 15 lirası bu? Giriş için... E Müze Kart'ım var... Müze Kart burada geçmiyor! Her müzede geçer demişlerdi bize... Burada geçmiyor, 15 lira, yersen!
*
Çaresiz, çekiyor sineye turist, söylene söylene çıkıyor Efes'ten... Oraya kadar gelmişken, Meryemana Evi'ne gidiyor... Gösteriyor Müze Kart'ını... "Adam başı 2.5 lira" diyor kapıdaki görevli... Ne 2.5 lirası bu? Giriş için... E Müze Kart'ım var... Burada geçmiyor! Her müzede geçer demişlerdi bize... Yersen, yemezsen güle güle!
*
Esnafı böyle.
Kültür Bakanlığı böyle.
Özetle:
Eskiden esnaf marifetiyle soyulduğunu düşünen turist, artık devlet eliyle dolandırıldığını düşünüyor... Alenen "resmi" yalan söyleniyor çünkü.
*
Japonlar uysal, ses çıkarmıyorlar ama, Almanlar, İngilizler hır çıkarıyor, Ruslar küfrediyor, "Daha da gelmem Türkiye'ye" filan diyorlar.
Matkap Ağa - Yılmaz ÖZDİL
Eskisinden yüzde 100 iyiyim.
Bu bana Allah'ın ikramıdır.
Bu memlekette benim gibi
5 erkek ya vardır, ya yoktur...
60'ımdan sonra sekse taktım.
Ben kadın olsam, beni seçerdim."
*
(Bırak kadınları...
Benim bile canım çekti be!)
*
Yaşıtı gençle flört ederken canından olan talihsiz genç kız için, cinayet sanki normalmiş gibi, "Ya davulcuya, ya zurnacıya" diyen bir başbakan yönetiyorsa bu ülkeyi... Reşit olmamış çocukla evlenen 71 yaşındaki adam için, "kadın" olan Aileden Sorumlu Bakan gıkını çıkarmıyorsa... 14 yaşındaki kızı taciz eden 76 yaşındaki adam için, "kadın" olan Milli Eğitim Bakanı tek kelime etmiyorsa... Ana-baba denilen tiplerin izniyle; alan razı, veren razıysa... İşin "ahlaki" boyutunu tartışmak manasızdır.
*
Sorulmayan soru şudur:
"Matkap ağa, genç kızlardan harem kurup, kimseye çaktırmadan, kafasına göre takılmak varken, neden evlendi? Bu işi, nikáh kıymadan gizli gizli yapsaydı, ki yapabilirdi, kimsenin haberi olur muydu? Normalde, işine gelmiyorsa, saati sorsan cevap vermez... Peki neden, gazete gazete, televizyon televizyon gezip, ballandıra ballandıra anlatıyor?"
*
Çünkü.
Bu coğrafyanın...
Bu toprakların hastalığı var onda.
Gösteriş hastalığı.
*
Göstermek istiyor.
*
O nedenle, İngiltere'nin en pahalı şatosunu almıştı matkap ağa... O nedenle, rakibi 44 metrelik yat aldıysa, 45 metrelik yat alır, aynı zihniyetteki bizim işadamları... O nedenle, plajlarda 10 bin dolarlık taşlı mayolar giyer bizim ikoncanlar... O nedenle, parayı bulur bulmaz, gizleyeceğine, 4 çarpı 4 ciplere doluştu bizim türbanlı ikoncanlar... O nedenle, mütevazı yazlıklarda kalırken, göstere göstere, 7 yıldızlı Rixos'larda kalmaya başlarlar... O nedenle, kıçında don yokken, borç harç bulup, teyze kızının düğününde bilezik takma yarışına girer bizim insanımız.
*
Kadın maldır, bu zihniyet için.
Parası var, aldı, gösteriyor.
*
Ve, şimdi sıkı durun.
25 senedir bu memlekette gazetecilik yapan biri olarak, şunu rahatlıkla söyleyebilirim... Sizin mideniz bulanıyor ama, "nüfusun en az yarısı takdir etmiştir" matkap ağayı, "Helal olsun" demiştir için için.
*
"18'lik kız bulduysam, neden evlenmeyeyim, ben salak mıyım?" diyor matkap ağa... Çünkü, elinde güç ve para olmasına rağmen "hukuki olan, ama, ahlaki olmayan" işlerden uzak duran insanlara "salak" gözüyle bakanların ikoncanıdır matkap ağa.
Lig bugün başlıyor takımları tanıyalım - Yılmaz ÖZDİL
Şahsi oynarlar. Kendi kendilerine pas verirler, kendi ortalarına kendileri vururlar. Köşe oldukları için, köşe vuruşlarını severler. Verkaç bilmezler, vurkaç'ı iyi bilirler. Tekmeye kafa uzatmazlar ama, karambolde kıstırırlarsa, kafaya tekme atmaya bayılırlar. 9 kusurlu hareketin 9'unu da yaparlar, elle oynarlar, tabanla girerler, ofsaytta yakalanırlar, Federasyon Başkanı onlardan olduğu için, hep avantaja bırakılır. Ama bi dokun... Anında yere atarlar kendilerini, "penaltı" diye bağırırlar... Sıkışınca topu taca atarlar, "senden çıktı" derler. Buz gibi gol at, saymazlar, "teğet" geçti derler. Altı pastan kazma gibi dışarı vururlar, "goooool" diye tribüne koşarlar. Zaten, tribünlere de eşlerini dostlarını doldururlar, megafondan isimlerini anons ettirip, kendilerine tezahürat yaptırırlar. 10-0 kaybetseler bile, sanki kazanmış gibi, Meksika dalgası yaparlar, kendi kendilerini omuzlara alırlar. Şike yaparlar... İstersen hezimete uğrat, hakemlere kömür-bulgur dağıtarak, 3 puanı toplarlar. İtiraz edeni saha komiserlerine coplatırlar. "Kale mi, top mu" diye yazı tura atılırken, para yanlışlıkla yere düşsün, üstüne plonjon yaparlar. Fikstürü kendileri çeker, sadece kendi stadlarında sahaya çıkar, maç başladıktan sonra kuralları değiştirirler. Mesela, herkes 90 dakika oynarken, bunlar 90 artı van minüt uzatmasıyla oynarlar. Kupa bekleyen taraftarları çöpten marul toplarken; kamplarını Rixos'ta yaparlar. Rakipleri duran toplara bile vuramadığı için, bu seneyi de şampiyon bitirmeleri bekleniyor.
*
Dinamo Altıok...
Ver topu bunlara, değil 90 dakika, 24 saat pas yapsalar, orta sahayı bile geçmeyi başaramazlar. Boş kaleye muz orta gelsin, ıskalarlar. Rövaşata yapmaya kalkarken, kendilerini sakatlarlar. Yanlışlıkla gol atsalar, bu sefer hakeme itiraz ederler, "ofsayttan attık, görmedin" derler. Sonra da "yenildik ama ezilmedik" diye ağlarlar. Frikike "sen vuracaksın, ben vuracağım" diye ceza sahası önünde kavga ederler, küserler. Bu taktik anlayışıyla bu sene de sıra takımı olmaları ve taraftarın kulübü yakması bekleniyor.
*
Sporting Hareket...
Tek santrafor oynuyorlar... Takımın gerisi, yedek kulübesinde oturup, "ne yapacak acaba" diye onu seyrediyor. Ama bu santrafor enteresan... Rakip kalede gol arayacağına, habire kendi kalesinin önünde, stoper mevkiinde duruyor. Beraberliğe razı bir görüntüsü var. Ateşli taraftarına rağmen, iddaa kuponlarının banko sıfırı... Alırsa, Olimpic Lorke derbisinden 3 puan alır, hepsi o.
*
Olimpic Lorke...
Gol yerler, hakemi vururlar. Yenersin, stadı yakarlar. Ofsayt çal, molotof atarlar. Faul ver, soyunma odası koridoruna mayın döşerler. Kırmızı kart göster, UEFA'ya şikáyet ederler. 100 kere filan saha kapatma cezası aldılar... Buna rağmen, Federasyon Başkanı tarafından "fair play ödülü"ne layık görüldüler. Bu sene, olmadı öbür sene, lisansı iptal edilen teknik direktörlerinin affedilmesi ve takımın başına geçmesi bekleniyor.
*
Club Liboj...
Forma aşkları yoktur. Kiralık oynarlar. Siz bakmayın bu sene Takke United'da forma giydiklerine... Sülü'nün kulüp başkanlığı döneminde Sparta Kırat için ter döktüler... Rahmetli, ahirete transfer olana kadar da Real Papatya'da... Parayı kim bastırırsa, onun için top koştururlar. Yedek kaldıklarında, amigoluk yaparlar. Kıvraktırlar... Sadece ayakları oynamaz, başları kıçları da oynar. Bileklerini kessen, "AB" rh negatif akar! Yabancı pasaport taşımalarına rağmen, yabancı kontenjanından sayılmazlar. Ancak, kendi kalelerine gol atmaktan zevk aldıkları ve maç sattıkları için, milli takıma alınmazlar. Yenilseler bile, televizyona çıkıp kendi pozisyonlarını ballandıra ballandıra anlatırlar. Saha karışırsa, "yan bağlarım çekti" filan deyip, yurtdışına tedaviye kaçarlar. Asla jübile yapmazlar... Küme düşseler bile, bir de bakarsın ki, şampiyon takımın otobüsüne binivermişler! Zeki, çevik ama, ahlaksızdırlar. Bu yazıyı bile okuyup, "yarabbi şükür" diyebilirler.
*
Atletico Feto...
Kontratak oynar, rakip teknik direktörün bilgisayarına girer, telefonlarını dinler, taktiği çalar, defansın arkasına sızarlar. Hocaları uzaktan kumandayla yönetir... Takkeyi düzeltirse "hücuma kalkın", ağlarsa "defans yapın" anlamına gelir... Spor basınında adamları vardır, iftira "fetokopi"leri icat eder, "işte şikenin belgesi" diye manşete koydurur. Ligin kilit ekibidir... Bu sene de ligi kilitlemesi, olmadı rakip futbolcuları kelepçeletmesi bekleniyor.
*
Vatandaş İdmanyurdu...
Gelen takıyor, giden takıyor, folluk oldu. Stadı Araplara satıldı. İdman sahası İsraillilere kiralandı. Kulüp icralık... Kramponlarına bile haciz geldi. Formaya bankalar el koydu. Yalınayak, donla oynuyor. Amatör ruhla tekmeye kafa uzattığı için, beyin sarsıntısı geçirdi, "idrak" yolları enfeksiyonu yaşıyor, durumu kavrayamıyor... Küme düşeli 7 sene oldu, hálá Avrupa Kupaları'na katılacağını sanıyor.
*
Son not:
Siz açılımı maçılımı konuşurken, Rize'de stad açılıyor bu hafta... İsmi, Atatürk Stadı'ydı. Yıkıp, alışveriş merkezi yapıyorlar. Yerine, yeni stad diktiler. İsmini ne koyuyorlar? Tayyip Erdoğan Stadı! Hadi cümleten hayırlı maçlar...
DTP'yle buluştu açılımı konuştu... - Yılmaz ÖZDİL
- Töplümsel süreç...
- Bırak şimdi sen süreci müreci! Dan dun gidiyorsun, olmuyor işte... Kafayı kullan, alıştıra alıştıra git.
- Nasıl alıştıra alıştıra?
- Şimdi bak, iyi dinle... Birkaç dönek bul, bir-iki liboş ayarla, ortalık ANAP'lı, DYP'li eski bakan kaynıyor, harmanla onları, biraz yalaka işadamı ekle, iki tutam Alevi serp, koy vitrine.
- "Değiştik" mi diyeyim yani?
- Değiştik de tabii... Ben mesela, AKP'yi değiştirdim, Ak yaptım, çok faydasını gördüm... Sen de DTP'yi değiştir, DPT yap onu... Hem, Anayasa Mahkemesi kapatmaya kalktığında, "Ben Devlet Planlama Teşkilatı'yım, DTP'yle alakam yok" dersin... Hem de, senin adına da uyumlu olur, Kürt'sün ama soyadın Türk, onun gibi... Bi taşla, iki kuş, çaktın köfteyi?
- Köfte mi?
- Açılım yap, açılım, açıl biraz... Mesela Köksal Toptan gibi birini Grup Başkan Vekili yap, vereyim altına trilyonluk arabayı, gezsin, sen de yap bu arada ne yapacaksan... İşi bitince alırsın onu, yerine koyarsın Emine Ayna'yı filan... Acele etme, usul usul, iki ileri bir geri.
- ?????
- Bak bunca yıldır siyaset yapıyorsun, daha bir defa bile camiden çıkarken görmedim seni... Ne namaz kılıyorsun, ne takke takıyorsun... E millet niye oy versin sana canım kardeşim? Hazır önümüz ramazan, söyle Diyarbakır Belediye Başkanı'na, 10-15 bin kişilik iftar çadırı kursun. Bulamazsa, telefon edeyim Kadir abi göndersin... Süryanileri falan çağır. Yanına otur. Poz ver. Nabza göre şerbet pozu... Ama dikkat et, iftar topu attırma, İstanbul'da, Ankara'da iyi gidiyor da, Diyarbakır'da yanlış anlaşılır.
- Çatışma çıktı zannederler!
- Aferin, öğrenmeye başladın bile... Ergenekon'a destek veriyorsun, güzel, Fener'e de omuz ver biraz... Hayır işine gir. Deniz Kandili mi dersin, Kandil Feneri mi, kurdur öyle bi şey, makarna-bulgur dağıt. Ben talimat veririm, Şeş'ten yayınlarız. Kömür işine karışmak yok ama! Dağdan gelip bağdakini kovmaya kalkma.
- Garip gureba da diyeyim mi?
- Fakir fukara da, garip gurebanın patenti benim... Sırrı'nın da kulağını çek, öyle janti janti gezmesin; millet kendi kıçında don olmadığını fark ediyor, olmuyor.
- Uyandırma kerizi diyosun yani!
- Aynen... CHP'nin dolduruşuna gelip, dokunulmazlık işine de bulaşma sakın... Ben sana dokunmayayım, sen bana dokunma... Kürtçesini bilmiyorum ama, İngilizcesi win-win.
- Çözülür mü böylece sorun?
- Oo-hooo! Biz ne sorunlar çözdük böyle... Baksana biz 7 senede nerden nereye geldik, siz 77 senedir arpa boyu yol bile gidemediniz bu kafayla... Bırakın karda dağda dolaşmayı artık, romatizma olacaksınız... Gel sen beni dinle, al çoluğu çocuğu, vereyim benim uçağı, Rixos'ta da villa ayarlayayım, git kafanı dinle. Açılım büfe.
- Açılım büfe mi?
- Amaaan anla işte, dilimiz takıldı bu açılım lafına, açık büfe yani... Gözün gönlün açılır. Okey mi, arayayım mı Fettah'ı?
Derneği fener yediği döner gıkını çıkarırsan polisi döver - Yılmaz ÖZDİL
*
Álemsiniz yani.
*
Görüşleri dinlenmeyen gazeteciler sadece onlar da ondan... Çağırıp dinlediler ki, ne düşünüyorlar öğrensinler.
*
Malum, telefonları dinlenen öbür gazetecilerin görüşleri zaten biliniyor polis teşkilatımız tarafından... E 24 saat dinledikleri gazetecileri, bir de toplantıya çağırıp ekstra dinlemenin manası var mı? Dinle dinle aynı şey... Yanardöner değiliz ki birader, telefonda ne diyorsak, o.
*
Bakın "döner" dedim aklıma geldi... Başbakanımız Rixos'tan döner dönmez, döner yemeye gitti... Babalarının burs verecek arkadaşı olmadığı için döner sermayesi yetersiz olan üniversite öğrencileri de, biz açız, harçları ödeyemiyoruz, siz döner yiyorsunuz diye sitem etti.
*
Yer misin yemez misin!
Kapıdaki polisler girişti çocuklara...
*
Çünkü polis, polis olmaktan çıktı artık; Son Osmanlı Padişahı'nın kapıkulu haline geldi.
*
Ne diyelim...
Bu dünya Sultan Süleyman'a bile kalmadı; keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner.