Bazılarının kullandığı orijinal bir slogandı : "Türkiye'de 'Kürt sorunu' yok, 'Türk sorunu' var"
Bu tezi destekleyecek bir çok sosyolojik veya tarihi analiz yapılabilir.
PKK'nın kadro zeminini hazırlayan Diyarbakır Cezaevi faciasının sorumlusu Kenan Evren'in "Türk"lüğü de...
Kuyruğu kıstırır kıstırmaz uçakta güce biat eden İliştirilmiş Terörist (İ.T.) Öcalan'ın annesinin "Türk" olduğunu belirtmesi de...
Seçim meydanlarında sahaya urgan atıp, Meclise girer girmez Türk'ün elini sıkan Devlet Bahçeli'nin "Türk"lüğü de...
Logosunda "Türkiye Türklerindir" yazan gazeteyi yöneten eşik bekçisi Ertuğrul Özkök'ün Öcalan'ı "Mandelaştırırken" utanmadığı "Türk"lüğü de....
bu tezi destekleyen anektodlar olarak masaya sürülebilir.
Bu ülkenin Kürt vatandaşlarının temsiliyetini Gladyo ajanı bir narko terörist ile uyuşturucu ile beslenen aşiret ağalarına teslim eden zihniyetin ve sürecin başsorumlusu hep omurgasız ve akılsız Türkler oldu.
Bu boyutu ile "Bu ülkede Kürt sorunu yoktur, Türk sorunu vardır" tezini savunanlara diyecek bir sözümüz yok.
Haklılar ve haklılıkları bugün bir kere daha kanıtlandı.
Bugün basında bir haber dikkatleri çekti.
Bir şehit anası ile PKK'lı bir teröristin annesi biraraya getirildi ve o çok bildik "barış, akan kan dursun" mesajları verildi.
İki ananın evlat acısı üzerinden siyaset yapmanın düşebileceği en riyakar seviyesi temsil eden bu sahne; PKK gibi bir terör örgütü ile TSK gibi vatanın meşru ordusunu eşitlemekle kalmıyor...
Öcalan gibi; bir terörist olarak bile dünya çapındaki örnekleri karşısında sönük kalan, bir figürü siyaset sahnesine taşımak isteyenlerin psikolojik saldırısında bu sahneler altın değerinde.
Bu sahnenin kurgusunun merkezinde ise yine bir Türk var...hem de "Öztürk"...
Sözettiğimiz kişi OHAL Gazileri ve Şehit Aileleri Dayanışma Derneği Başkanı Müslüm Öztürk.
Günlerdir "Kürt açılımı" başlığı altında herkesin sesi çıkıp, ekranlarda arz-ı endam ederken; bu sorun için öz be öz evlatlarını feda etmiş ailelerden tek bir tanesinin bile sesini duyamamış olmanızın sebebi varsa o da bu zat gibi omurgaları ve akılları yere paralel seyreden "Öztürk"ler.
Taraf'ın taraf olduğu bir masada, canını bu ülke için feda etmiş şehitlerimizin anaları ve babaları taraf olamıyorsa bunda şehit ve gazi derneklerini pasifleştirmek için kullanılan öz be öz Türklerin büyük payı var.
Bu öz Türklerin hangi mahfillere bağlı olduklarını çözmek bir siyasi dedektiflik uğraşı olabilirdi
fakat sonuçlara baktığımızda bu öz Türklerin, şehit aileleri ve derneklerini "Kürt açılımı" olarak takdim edilen bu süreçte pürüz çıkaracak noktadan uzaklaştırmaktan öte sürece destek çıkacak noktaya taşıdıkları görülüyor.
Bu sahnenin sahteliğini arttıran bir unsur ise Müslüm Öztürk'ün altı ay içinde 180 derece çarkedebilen kişiliği.
Bugün PKK'yı meşrulaştıran bir süreci şehit kanı ile beslemekte beis görmeyen bu Öztürk; daha bir kaç ay önce, CHP binası önünde bir protesto OHAL Gazileri ve Şehit Aileleri Dayanışma Derneği adına bir protesto metni okumuştu.
Öztürk neyi mi protesto ediyordu?
CHP'nin Murat Karayalçın'la siyasi işbirliğine gitmesi ve Karayalçın'ın da zamanında DEHAP'la işbirliğine giden bir isim olmasıydı.
Nereden nereye?
8 ay önce, yıllar önce DEHAP'la yapılan işbirliği kanına dokunan Öztürk 8 ay sonra "Kürt açılımına" şehit kanı taşıyan bir noktaya gelmişti.
Onbinlerce askerini teröre kurban verip, Öcalan'ın idam sehpasına yaklaştığı an birden "biz duygusalız, karara dahil olmayalım" formülünü keşfedip omurgaları ile tarihe geçen Türklerin bulunduğu bir ülkede son Öz Türk; Müslüm Öztürk.
Açık İstihbarat
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder