13 Ağustos 2009 Perşembe

TBMM Başkanı Sayın Arınç'ın Beklenmedik Telefonu

Nerden aklıma geldi ki bu olayı size anlatmak, bilemiyorum ki? Kapkara düşünceler içerisine her dalışımda, düşünceler sürüklüyor beni hep geçmişe doğru. Etkileyen, iz bırakan ya da derinden izi kalan olaylar bir bir aklıma geliyor, dalıp gidiyorum. İnanın bu olayın da izi kaldı ben de ama anlayamadım, Sayın Arınç’ı bizi telefonla aramaya yönelten konuyu hala anlayamadım. Unutamıyorum, aklıma geliyor ve düşünüp duruyorum.
Olay Temmuz 2003’te geçer. Genel seçimler Kasım 2002’de olmuş, % 34 oyla bir parti tek başına iktidar. Herkes gibi biz de; ‘’bu hükümet artık yolsuzlukları önler, insanlar insanca yaşar ülkemde’’, diyoruz. Sayın Arınç Gazi Paşa’nın meclis başkanı. O zamanlar türban, laiklik konu bile değil. Genç bir vekil baş olmuş haykırıyor: İnsanı insan gibi yaşatacağız, diye. Biz de herkes gibi sabırla bekliyoruz görmek için insanların insan gibi yaşadığını!
Bu bir umut, fakirin ekmeği gibi. O zamanlar hatırlıyorum, hep birlikte umut ettik haklı olarak. Dedik, belki, belki bunlar onlar gibi değildir. Aradan geçip de yıllar bu gelenlerin, gidenlerden pek farklı olmadığını bize gösterince, bir de üstüne üstlük, türban, laiklik yani cumhuriyetin değerleri ile bizi biz yapan değerlerin siyasete alet edildiğini görünce derin düşünceler gene aldı beni. Dedim, herhalde hesap sormamızın zamanı geldi!
Gelelim konumuza, neydi ki bu olay? Anlatayım:
Dediğim gibi yıl 2003, Manisa İl Jandarma Komutanıyım. Tayin de çıkmış Şanlıurfa’ya. Her tayin döneminde olduğu gibi, içimizde garip bir heyecan, hazırlanıyoruz yeni bir göreve. Aylardan Haziran. Paris askeri ataşe yardımcısı Binbaşı Eyüp beni aradı: Komutanım, buraya mı geliyorsunuz, deyince ben şaşırdım. Bir şeyden haberim yok. Kim seçmiş, niye seçmiş, görev ne? Ankara’yı aradım. Dediler, Fransa’da bir uluslar arası tatbikat var, sen Türk Jandarma Birliği komutanı olarak tatbikata katılacaksın. Komutan seni seçti.
Garip bir heyecan. Uluslar arası bir tatbikat. Türk jandarma birliğinin komutanı olmak ne demek! Büyük onur, büyük mutluluk! Bizi seçmişler, güvenmişler. Gururluyum, jandarmayı temsil etmek ne demek! Gittik, görmeliydiniz kahraman jandarmayı. Çatlattılar düşmanı, dosta güven verdiler ve döndüler. Basın yazıyor, gururumuz jandarma, biz de havalarda. Bakın gazetelere nasıl yansımış:
‘’İçişleri Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı Genel Sekreterliği
Tarih:01 Temmuz 2003 Duyuru No: 2003 / 21
Basın Açıklaması
1. Avrupa birliğine üye ülkelerden, İngiltere, Fransa, İtalya, Portekiz, İspanya ve Hollanda ile birliğe henüz üye olmayan Türkiye ve Romanya jandarmasından teşkil edilen müşterek görev taburunun, 16 Haziran 2003 günü Fransa’nın Saint – Astier kentinde başlayan tatbikatı 28 Haziran 2003 tarihinde sona ermiştir. Avrupa kolluk kuvvetleri müşterek tatbikatına katılan ve başarı ile tamamlayan Türk Jandarma Özel Operasyon Birliği, 29.06.2003 tarihinde yurda dönmüştür.
2. Avrupa Güvenlik Kuvvetleri Taburu’nun 2002 yılında düzenlenen tatbikatına gözlemci olarak katılan Türk jandarması, bu yıl J.Kd. Albay Erdal Sarızeybek başkanlığında 25 kişiden oluşan, özel bir operasyon birliği ile katılmıştır.
3. Söz konusu tatbikata; Rusya, Almanya, Avusturya ve Belçika ile birlikte toplam onbeş ülke gözlemci olarak katılmış olup, gelecek yıl yapılacak olan tatbikata daha fazla ülkenin fiilen katılması beklenmektedir.
4. Avrupa birliği çerçevesinde yapılan güvenlikle ilgili çalışmaları yakından takip eden Jandarma Genel Komutanlığı, ilk olarak 1998 yılında Avrupa Jandarmalar Birliğine gözlemci olarak katılmış, müteakiben tam üye statüsünde halen birlik düzeyinde çalışmalarını sürdürmektedir. Bu kapsamda çalışmalarını sürdüren Türk Jandarması yeni teşkil edilmekte olan Avrupa birliği güvenlik kuvvetleri müşterek görev kuvvetindeki yerini bu tatbikatla birlikte almıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Rapor hazırladım, Sayın Orgeneral Şener ERUYGUR’a sundum. Tebrik etti ve döndük Manisa’ya. Döner dönmez ne göreyim: Benim aslanlarım, Gazi Paşa’nın laik cumhuriyetini beğenmeyip yerine şeriat isteyen bir tarikatın izini bulmuş mu, bulmuş da tam operasyon zamanı mı?
Kısaca olay şu:
Nurcuların Okuyucular grubu diye adlandırılan bir tarikat ya da cemaat, Manisa’da üç beş yerde yazlık eğitim merkezi açmış, özellikle fakir ve zeki çocukları çeşitli illerden almış bu merkeze. Bir de, kimi İstanbul kimi başka yerden üst düzey ulemalar ve âlimler bulmuş. Abi ve ablalarla dini eğitim veriyorlar. O zamanlar Türkiye Cumhuriyeti laik ve demokratik bir ülke. Anayasamıza göre, izinsiz dershane açmak suç, izinsiz dini eğitim vermek suç, bildiğim kadarıyla şimdi de suç.
Durum hemen Cumhuriyet Savcısına bildirildi. Arama kararları alındı ve operasyona başlandı. Jandarma bölgesinde üç eğitim merkezi bulundu; yurt içi, yurt dışı teşkilat, öğrenci listeleri, abi abla listeleri, eğitim ve öğretim ders notları, günlük faaliyet çizelgesi. Nerde bizim milli okullarda böyle düzenli planlar programlar! Onlar benim çocukluğumda vardı. Şimdi bile hatırlıyorum; pırıl pırıl öğretmenlerim, saygın ve asil, Atatürkçü, ülkesini seven. Yerli malı haftaları, akla ve fikre ilmin ve bilmin egemen olduğu yıllar. Önce yerli malı bitti ya da bitirildi, ithal et yedik deli dana, buğday yedik ithal, tarım ve hayvancılığın gözde olduğu ülkemizde ete buğdaya muhtaç olduk. Ardından, önce PKK denen kan dökücü teröristler öğretmenlerimizi öldürdü ve biz koruyamadık yeni neslin eğiticilerini. Sonra derken kemer sıkma politikası aldı yürüdü. Maaş yetmez oldu öğretmenimize, kimi simit satmaya başladı, kimi şoförlük yaptı. Sonra paralı dershaneler açtık, aldılar gittiler en iyi öğretmenlerimi, düşünmediler parasız olan ne yapsın!

Gelelim bizim irtica operasyonuna. Jandarma bölgesi tamam; ifadeler, tutanaklar, tespitler. Eldeki dokümanlar, bu dini eğitim merkezlerinden iki üç tanede polis bölgesinde olduğunu gösterir. Hepsi Akhisar Hilaliye Vakfı kontrolünde.
Dedim madem biz başladık bu işe, biz bitirelim. Emniyet müdürümüz Kahraman Koçak, halim selim bir insan, anlayış gösterdi. Aldık bir polis yanımıza operasyon müşterek olsun diye. Savcıya bilgi verdik ve girdik Manisa merkeze. İki merkez bitti, geldik son merkezine dini eğitimin. Bir de bakalım ne görelim; arama kararında diyor no: 5, ama no:5’te var beş ayrı daire! Bir de bu apartmanın Sayın ARINÇ’ın annesine ait olduğu duyulmasın mı, gerisini siz düşünün!
Hemen cumhuriyet savcısına durumu ilettik ve arama kararının beş daireyi kapsayacak şekilde genişletilmesini istedik. Cumhuriyetin savcısı da öğrendi mi evin kime ait olduğunu, aldı mı bir telaş Manisa adliyesini, Allah’ım o ne telaş!
İnanın bana öğretmenlerimiz ne kadar zorluk çekiyorsa yaşamak ve yaşatmak için, cumhuriyetimizin savcıları da aynı, hakimlerimiz de öyle. Yirmi yıl yaşadım savcı ve hakimlerimizle, on ayrı yerde. Sade bir mantıkla bakarsanız olaya aslında hepimiz biziz!
Küçük ilçelerde çalıştığımız zamanlar, birbirimizden hiç ayrılmazdık ki; akşam yemeği beraber, ev gezmeleri beraber, mesai içinde ziyaretler, bir bütün gibi. Onlar da çok çile çekti, görevlerini layıkıyla yapabilmek için. Hiç korktuklarını görmedim ne terörden ne de kaçakçıdan. Hep vicdanlarının sesini dinlediler adaleti tecelli ettirmek için. Sanırım nasıl ki, öğretmenlerimizi yalnız bıraktık, destek olmadık, sıkıntılarını göremedik, aynı şekilde yargımıza da sahip çıkamadık, yanlarında olamadık, sorunlarını sahiplenmedik ve de çözemedik.
Ben anlıyorum onları ama gelin görün ki, devran döndü mertlik bozuldu. Gazetelerden öğreniyoruz, iktidarı elinde tutanlara ters düştünüz mü işiniz bitti. Geçen gün okudum, görevden alınan milli eğitim müdürlerine hindi nasıl yetiştirilir gibi araştırma konuları vermişler faydalı olsunlar diye memlekete millete!
Çoluk var çocuk var okuyan. Eş var çalışan. Maaş malum kime yetiyor ki? Tam bir yere tayin olup düzen kuruyorsunuz, al sana bir tayin daha. Ne dirlik kalıyor ne düzen. Yaş kemale ermiş, insan istiyor bir yere yerleşmek, yaşamak insan gibi ama ne mümkün.
İşte böyle bir ortamda, tayinin ceza olduğu bir yerde, bizim adliyeyi haklı olarak aldı bir telaş. Ne olacak şimdi? Sayın Arınç’ın evi nasıl aranacak? Ama şu da var, bir kere arama kararı verilmiş, deliller yeterli görülmüş, o yer aranacak. İstenen karar kapsamının genişletilmesi. Üstelik bu beş dairenin üçü bu vakfa kiraya verilmiş, biri de hibe edilmiş. Yani tüm daireler ile vakıf arasında bir bağ olduğu gibi ele geçen dokümanlarda da buranın dini eğitim merkezi olduğunu gösterir somut ve inandırıcı deliller var.
Bakıyorum bugünlerde özellikle bizi yönetenler bağırıyor: Yargıya müdahale olmaz, diye. Siz diyorsunuz bu çocuk iyidir, beraber çalıştık, al sana yargıya müdahale, üstelik çete halinde. İstanbul’dan bir iş adamı çıkıyor: Ya yapmayın etmeyin, bu rektör, üniversite rektörü, ülke bizim, üniversite bizim, rektör bizim, elbette herkes görevini yapacak bu vatan için, halk için ama biraz dikkat! Al sana yargıya müdahale! Önce inceleme başlatılıyor, sonra niyet anlaşılıyor, dava kapanıyor. Ama dikkatiniz çekiliyor, kendi işine bak, bizim işimize karışma, dercesine. Nasıl oluyorsa bu iş, oluyor işte bizim ülkemizde.
Şimdi herkes sustu; korkudan mı neden bilmem? Sivil toplum sustu, rektör sustu, iş adamı sustu, sendika sustu, oda borsa sustu; sanırsınız her şey güllük gülistanlık ve ülkemiz bir cennet, biz de yaşarız hurilerle cennet bahçesinde!
Allah aşkına sorarım size: Siz hiç yargıya sesli müdahale gördünüz mü? Yani birinin çıkıp da: Buna ceza vermeyeceksiniz, bu için üç yıl verin yeter, buna dava açmayın, diyecek kadar çılgın birini gördünüz mü hiç? İsterseniz bir deneyin! Sizi deli diye hastaneye yatırırlar inanın. Peki, yargıya müdahale olur mu? Olur. Nasıl mı olur, işaret parmağıyla, sessiz ve derin! Anlatayım:
Siz büyük Türk milletinin takdirine mazhar olarak büyük ve de önemli bir koltuğa oturtulursunuz. Aslında o koltuğa otururken ‘’ Gazi Paşa olmasaydı, ben de bu koltuk da olmazdım’’ demeniz gerekir ama demezsiniz ve üstelik O’nu inkâr edersiniz. İster deyin siyasi çıkar, ister deyin şahsi çıkar, sizinle ilgili bir değil bir çok dava gelir bizim savcımıza, hakimimize. Savcı vicdanın sesini dinler, olayda sizi suçlu görür dava açar. Hakim vicdanın sesini dinler, olayda sizi suçlu görür mahkum eder. Bir bakarsınız, savcı Hakkari’de, hakim Şemdinli’de. Bu sizin ders almanıza, tecrübe kazanmanıza yetmez. Bir başka hakim gelir, bir başka savcı, yine dava yine mahkumiyet. Onlar bu sefer Kars’a diğeri Ardahan’a. Koltukta oturan işaret parmağını size doğru sallar ama siz o parmağı göremezsiniz sadece hissedersiniz.
Nihayet bir başkaları gelir karar makamına. O gelenler sessiz düşünür; ‘’çocuk var, çoluk var, geçim derdi bir yandan, gelecek kaygısı bir yandan, yaş kemale de erdi, ne de olsa eden bulur bir gün’’ der. Ayrıca öbür dünyadaki mekânı da garantiye almak için ‘’ Allahım, bir günah işlediysem, affet’’ der. Bir bakmışsınız ne dava kalmış ne karar ne de mahkûmiyet! Elbette bu sessiz düşünceler ve düşüncelerin kararı karşılıksız kalmaz, alın size rütbe alın nişan, sanki ulufe! Böylece ne yapmanız gerektiği size öğretilmiş olur işaret parmağıyla. İşte yargıya müdahale böyle olur, sessiz olur, sadece siz hissedersiniz, başkası bilmez.

Neyse biz vakamıza devam edelim bakalım: Biz o gün, gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle savcıdan yazılı izin alamadık.Savcı dedi: Şifahen ben izin veriyorum arayın. Dedik: Savcı bey şifahen olmaz, imza atın şu kağıda, arada Sayın Arınç var, yarın görev yetki hududunu aşmak falan, al başına belayı, bizi kim kurtaracak? Tabi savcı da düşünüyordu sanırım, O’nu kim kurtaracak? Velhasıl o gün izin alamadık, mahkemeye müracaat etti savcı bey, iş yarına kaldı. Ekipler çevrede, tedbirimiz tamam.
Geldim bizim meşhur koltuğa ve oturdum. Yaktım bir sigara, düşünüyorum, bu iş ne iş diye. Dediler, komutan arıyor. Dedim, hangi komutan? Jandarma genel komutanı Şener paşa. Şaşırdım, heyecanlandım. Dedim, genel komutan beni niye arar? Ne sorar, acaba bir kusur mu ettik hizmette? Ne, nedir bilmeden bağırdım var gücümle:
Albay Sarızeybek, Manisa İl Jandarma Komutanı, emret komutanım.
Nasılsın evladım.
Sağ ol komutanım.
Anlat bakayım bu Arınç meselesi nedir?
Emredersin komutanım, dedim ve anlattım bir bir.
Şimdi olay ne safhada?
Komutanım, savcılık kanalıyla mahkemeye başvurduk arama kararının genişletilmesi için. Yarın cevap verecekler. Biz gerekli tedbirleri aldık, bekliyoruz komutanım.
Peki, evin etrafında tedbir aldınız mı, filme çektiniz mi?
Evet komutanım.
Şimdi o tüm dokümanlardan, CD’lerden birer kopya çıkar, hemen bu gece bir kuryeyle bana gönder.
Emredersin komutanım. Dedik ve gönderdik.
O zaman da şaşırmıştım şimdi de şaşkınım; genel komutanın bizzat bu işle ilgilenmesi ve alay komutanıyla doğrudan temasa geçmesi; arada kurmay başkanı korgeneral var, bölge komutanı tuğgeneral var. Bilmem ki, elbet bir bildiği vardı büyüklerimin deyip geçtim ve hiç düşünmedim.
Gece saat dokuz ya da on gibi, dediler sizi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç telefonla arıyor. Vallahi korktum. Korku gibi değil de başka bir şey, beni niye arıyor acaba, merak ettim. Bir yandan da mutluyum. Dedim, Erdal artık adam oldun, bak kimler arıyor seni. Herhalde nedir bu iş diye soracak, nasıl anlatayım şeriat irtica falan. Ya korkumdan ya da başka bir şeyden telefona çıkamadım. Oldu sabah.
Ya sabah sabah da olur mu, diyeceksiniz ama oldu, Sayın Arınç sabah sabah bizi gene aradı cep telefonundan. O da evladım, diyor genel komutan gibi.
Albay Sarızeybek, buyurun Sayın Meclis Başkanım.
Bir arama yapacakmışsınız annemin evinde.
Evet, Sayın Meclis Başkanım. Elimizde mahkeme kararı var. Her şey yasalara uygun Sayın Meclis Başkanım.
Aramada dikkat edin olur mu, alt katta annemin eşyaları var, onlara bir zarar vermesinler askerler.
Emredersiniz Sayın Meclis Başkanım. Ben bizzat aramada bulunacağım. Hiçbir şeye zarar verilmeyecek. Bundan emin olunuz Sayın Meclis Başkanım.
Tabi ben bunları söylüyorum, zannediyorum ki biz biraz sonra arama yapacağız. Ama nerde! Bakın ve görün olanları, olaylar nasıl gelişti.
Telefon bitti, inanın içim bir garip oldu. Ben neyim ki, bir albay, il jandarma komutanı. Beni arayan kim? Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Paşa’nın Meclis Başkanı, Türk Milleti’nin Meclisinde Başkan. Beni niye arıyor?
Jandarma annesinin evinde arama yapacak!
Niye yapacak?
Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet yerine şeriatı getirmeyi hedefleyen bir tarikat ya da cemaatin yaptığı izinsiz dini eğitimin önlenmesi ve faaliyetlerinin açığa çıkarılması için!
Sizce de bu işte bir gariplik var değil mi? Bu işte bir yanlışlık var değil mi? Bir yanlışlık var, yanlışlığın olduğu kesin. Kesin bir yanlışlık var da nasıl anlatmalı? Size mutlaka anlatacağım bu yanlışlığı yeter ki siz bilin kim hangi şekilde?
Sonra basında yer aldı bu olay, bildiğim Star gazetesinde Uzanların. Aradım haberi bulamadım. Google’da araştırdım:
Arınç'ın Evine İrtica Baskını Tarih: 10.07.2003 Saat: 09:22 Konu: Hakimiyeti Milliye. Jandarma, Manisa'da irticai faaliyetlerde bulunulduğunu tespit ettiği .
www.hakimiyetimilliye.org/modules php?name=News&file=print&sid=336- 4k.
Bu sayfayı açtım, gene hayret: Bu Siteye Erişim Mahkeme Kararı ile Engellenmiştir!
Neyse, bizim işimiz magazin değil; derdimiz halkımız, halka hizmet. Bilmek de hakkımız, halkımıza kim hizmet eder! Dedim ya bu vakayı size anlatmayacaktım ama şimdi yazıyorum. Niye mi yazıyorum?
Aynı Sayın Arınç, 23 Nisan konuşmasında laiklik kavramı üzerine ve dini inançlar üzerine bir konuşma yapmadı mı Gazi Paşa’nın Meclisinde? Peki, ne dedi?
İşte bunun için yazıyorum, gerçekleri bilesiniz diye. Biz, bize inanan vatan evlatlarıyla birlikte omuz omuza mücadele etmedik mi, teröriste karşı, kaçakçıya karşı, niye?
Ne için biz mücadele ettik? Hepimiz huzur ve mutluluk içinde bu güzel ülkede yaşayalım diye.
Peki, şehitler, niye şehit? Geride bırakacak evlatlarımız güvenli bir gelecek içinde yaşasın diye.
Peki, bu şehitlerin ruhu melek olmuş gökyüzünden bizi seyretmiyor mu?
Demiyor mu, biz bu günleri görmek için mi, bunları duymak için mi şehit olduk?

Biz şehitlerin canlı tanığıyız. Biz onların şahadetlerinin tanığıyız. Biz onların niye şehit olduğunun tanığıyız. Biz onlara cevap veremeyiz bu konuda. Biz onlara bir şey diyemeyiz. Siz cevap vereceksiniz, bu ne iş, nasıl iş, siz anlatacaksınız.
Neyse biz gene konumuza dönelim. Mahkemeye müracaat ettik, bekliyoruz karar gelsin diye ve geldi. Bizim talebimiz yeterli delil olmadığından reddedilmiş! Hayda! Tabi biz yargıya nasıl müdahale edelim! Peki, hani önce delil vardı, bu delile dayanarak da arama kararı verilmişti? Şimdi ne oldu? Şimdi ne değişti?
Her vatandaş gibi bir üst mahkemeye müracaat ettik, bu kararının bozulması için. Yanılmıyorsam oldu akşam. İş kaldı yarına. Savcı, çok sevdiğimiz saydığımız insan, bizim gözlerimize bakıyor, ne diyeyim, ne söyleyeyim diye. Bir şey demesine gerek yok ki arif olan anlıyor zaten.
Biz gene döndük makama ve şu ünlü koltuğa oturduk. Haberci geldi. Dedi, komutan arıyor ama bu sefer açıkladı, arayan genel komutan:
Albay Sarızeybek, Manisa il jandarma komutanı, emret komutanım.
Evladım, noldu? Gelişmeler nasıl?
Komutanım, mahkeme talebimizi reddetti. Bir üst mahkemeye başvuruldu. Kararı bekliyoruz. Bütün yasal yolları kullanıyoruz komutanım.
Evde tedbirler devam ediyor mu?
Ediyor komutanım. 24 saat esasına göre tedbir aldık. Komutanım ayrıca Meclis Başkanı Sayın Arınç aradı. Eşyalara zarar verilmemesini istedi. Bilgilerinize arz ederim.
Başka bir şey dedi mi?
Demedi komutanım. Bizimle çok nazik konuştu. Görevimize müdahale olacak bir şey demedi komutanım.
Son alınan dokümanları da hemen bu gece kuryeye ver, doğrudan bana getirsin.
Emredersiniz komutanım. Başka bir emriniz var mı komutanım. Sağolun komutanım.
Ben hala anlamamıştım bu iş ne işti? Bir yanda Meclis başkanı, bir yanda genel komutan. Kendi kendime soruyorum acaba eksik bir şey mi yaptık ya da kusur mu işledik, diye. Bir şey de bulamıyordum eksik ya da kusur ama bir gariplik vardı bu işte.
Oldu ertesi gün. Merakla beklenen karar çıktı. Üst mahkeme de talebimizi reddetti. Başkaca bir itiraz merci de kalmamıştı. Durumu genel komutana bildirdim, ilgili kararları istedi, gönderdim.
Tabi bu soruşturma başımıza gelince başladık biz bir dünü bir bugünü düşünmeye. Şener Paşa ısrarla bu Arınç olayını takip etmiş, günlük gelişmeleri adım adım izlemiş ve her belgeyi CD ortamında bizden almıştı yani bizim gönderdiğimiz kuryeden.
Olay önemliydi. Zeki ve fakir çocukların bir örgüt marifetiyle tek tek tespit edilip vakıf adı altında kurulan tarikat yurtlarında toplanması, eğitimlerinin baştan sona takibi, kendi görüşleri doğrultusunda dini eğitime tabi tutulması, üniversitelerden hocaların yaz aylarında bunlara özel eğitim verilmesi, bunların tüm masraflarının hayırsever insanlarımız tarafından karşılanması, bu öğrencilerin okul sonrası yaşamlarının denetlemesi, tüm bunlar sizce ne demektir?
Yurt içinde il il hatta birçok ilçede teşkilatlanma, yurt dışında özellikle Kafkas ülkelerinde teşkilatlanma, her bir yerin sorumlusu, adres ve telefonları ve bunların içinde Sayın Arınç’ın annesine ait beş katlı bina da var, tüm bunlar sizce ne demektir? Tüm bunların amacı nedir? Bunlara göz yummak ne demektir? Sonra Özkök Paşa aklıma geldi hani şu emekli olduğu sırada Sayın Arınç’ı ziyaret edip ‘’ demokratikleşme sürecine katkılarınız unutulmayacak’’ diyen Özkök Paşa. Dedim her hal demokrasi bu, laik cumhuriyete karşı teşkilatlanmak!
Mesajla da bildirdik gelişmeleri, organize bir olayla karşı karşıya kaldığımızı, hedefin laik cumhuriyet olduğunu dilimizin döndüğünce anlattık. Planlı dosyalar açtık. Tüm illere durumdan haberdar ettik ve bölgelerindeki bu tür yerlerin kontrol altına alınmasını istedik. Bilmiyorum ki acaba bizim dilimiz dönmemiş, dönmemiş de yaklaşan tehlikeyi mi anlatamamıştık Şener Paşa’ya? Niye bu olay yarım kaldı bilemiyorum.
Sonuçta ne oldu? Bize sorarsanız bir hiç! Bu soruşturmanın ülke çapında genişletilip şimdiye kadar çoktan bitmesi gerekirdi ama bitmedi. Uzun süre bekledim, gazetelerde manşetten bir haber göreyim diye. Bu vakıfların tüm mal varlıklarına el konulduğunu, dini hür, vicdanı hür, aklı hür pırıl pırıl beyinleri barındıran bu teşkilat yönetiminin devletimizin Atatürkçü kadrolarına teslim edildiğini müjdeleyen bir haber! Aradan geçti yıllar, ben hala bekliyorum, umudum var Gazi Paşalardan.
Bizim olaya gelince, 30 yıldır bu işi yapıyorum, böyle bir hukuki durumla ilk kez karşılaşıyorum. Şimdi ben kendi kendime soruyorum, tabi savcı beyle de konuşuyoruz o da kendi kendine soruyor, elimizde bir arama kararı var, bu karar da halen geçerli. Ne bu karar; No:5’de yeterli delil olduğundan arama yapılması kararı. Ama no:5 te beş daire var. Karar kapsamını genişletin dedik genişletmediler. Peki, bu verilmiş karar ne olacak? İnanın unuttum şimdi. Ne yaptılar, o kararı da mı iptal ettiler, yoksa öyle mi kaldı, inanın bilmiyorum.
Ama olay vahimdi aklımda kalan; geniş çaplı bir örgütlenme, parasız yurtlar, yeme içme bedava, hep fakir ama zeki çocuklar, abiler, ablalar. Çocuk fakir ise ne yapsın belki sizden bizden Atatürkçü ama ne yapsın? Aslında devletin işi bu ama devlet yapmazsa bu işi, bir yapan bulunuyormuş demek.

Bu vaka Manisa adliyesinde. Tayinim çıktığı için fazla ilgilenemedim bu olayla ama görevimi yaptım. Şener Paşa var şimdilerin Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı. O bize anlatabilir bildiklerini, gördüklerini. Hadi eskiden askerdik siyaset bize uzaktı ama ya şimdi? Şener Paşa istediği gibi konuşabilir çünkü irtica ile mücadele şimdi asli görevi Paşamın. Diyeceğim şu ki O biliyor, her şeyi biliyor. Belki bir gün çıkar, anlatır tüm detayları, nedir bu irticanın abileri, ablaları, okulları, yurtları, yurtiçi yurt dışı teşkilatları, para kaynakları anlatır bize, biz de öğreniriz neler oluyor bu güzel memleketimizde.
Biliyorsunuz yargıya intikal etmiş bir olay hakkında konuşmak olmaz, yargıya müdahale olur. Sahi, şimdi sorayım: Sizce yargıya nasıl müdahale olur, sesli mi sessiz mi?
Yakında Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacakmış. Sayın Arınç da Gazi Paşa’nın makamına aday olacakmış! Neyse, biz kapkara düşünceler içerisine dalarız ve de sorarız kendimize ya Gazi Paşa duyarsa bunu?



Erdal SARIZEYBEK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder